Dünyanın endüstriyel ekolojistlere ihtiyacı var

1721

Günümüzün çevrecilik yaklaşımlarında mevcut olanı korumak daha ağır basıyor. Ormanları koruyalım, suyu koruyalım, canlıların yaşam alanlarını değiştirmeyelim, sürdürülebilir bir dünya oluşturalım, çevre dostu ürün kullanalım, organik tarımdan faydalanalım… Bu ifadelere yenilerini eklemek mümkün. Ancak atlanılan nokta, bu isteklerden oluşan tablonun her zaman net olmadığı.

Daniel Goleman, 2009’da yazdığı ve 2010’da Optimist Yayınları ve EKOIQ Kitaplığı tarafından Türkiye’de de çıkan “Ekolojik Zeka” kitabında endüstriyel ekolojiyi şu şekilde tarif ediyor:

Endüstriyel ekoloji kimya, fizik ve mühendisliğin ekolojiyle kesişme noktasında yer alır ve bu alanları insan ürünü şeylerin doğa üzerindeki etkilerini ölçmek üzere bütünleştirir.” Sosyal Zeka ve Duygusal Zeka’yı da hayatımıza sokan isimlerden biri olan Goleman şöyle devam ediyor: “Bu disiplin, her sanayi sürecinin karbondioksit yayımını ya da fosforun küresel akışını tahmini olarak hesaplamaktan, elektronik etiketlemenin atıkların yeniden kazanımına getirebileceği kolaylığa veya Danimarka’daki fantezi banyo modasının ekolojik sonuçlarına kadar uzanan çok çeşitli konuları ele alır.

Goleman’ın kitabın aynı sayfasında bahsettiği “Journal of Industrial Ecology” yayını 1997’den beri her yıl düzenli olarak yayınlanıyor.

Bu kavramın ilk ortaya çıktığı tarih ise 1989 olarak gösteriliyor. O yıl, Robert Frosch ve Nicholas Gallopoulos tarafından ortaya atılan Endüstriyel Ekoloji ve Endüstriyel Ekosistem kavramlarının çıkış noktası olarak ise Robert Ayres tarafından gündeme getirilen Endüstriyel Metabolizma işaret ediliyor.

Endüstriyel ekolojistler neyi bilmeli?

Bu mesleği seçmek isteyenlerin öncelikle herhangi bir ürünün yalnızca ürün olmadığının farkında olması gerekmekte. Ömür Çevrimi Değerlendirmesi (Life Cycle Sustainability Assessment), Endüstriyel Metabolizma, Sosyo Ekonomik Metabolizma, Sürdürülebilir Şehir Yönetimi ve tabii sürdürülebilirliğin kendisi en başta geliyor. Ancak bu gözünüzü korkutmamalı; Goleman’ın Ekolojik Zeka kitabında bahsettiği endüstriyel ekolojist Gregory Norris, “Ömür Çevrimi Değerlendirmesi” için füze bilimci olmanıza gerek yok. Ben öyleydim, biliyorum. Bu esas olarak veri takibidir.”

1990’lı yılların başından bu yana endüstriyel ekoloji ve ömür çevrimi değerlendirmesi kavramlarına yönelik pek çok çalışma yapan Norris, şu sıralar Harvard’daki görevi haricinde benzer içerikli danışmanlık vermeyi sürdürüyor. Norris’in kurucusu olduğu New Earth bünyesinde sunulan Handprinter projesi, daha çok ekolojik ayak izi olarak bilinen kavram dışında, bir insanın neden olduğu karbon salımını ölçmeye yarayan “el izi” kavramının bilinirliğini artırmayı amaçlıyor.

Burada önemli olan, işin tekniği ve mühendislik kavramı kadar resmin bütününü görebilmekte yatıyor. Çünkü iyi bir endüstriyel ekolojist, üretilen bir ürünün geçirdiği tüm aşamaları (tedarik zincirindeki alt işlemler dahil tüm süreçleri) takip ederek buradaki verilerden bir değerlendirme yaparak sonuca gitmek durumunda. Örneğin bu yazıyı okurken masanızın üzerinde bulunan kahve fincanı sandığınızdan çok daha fazla noktayla bağlantılı olabilir. Goleman, kitabında cam kavanoz örneğiyle konuyu oldukça iyi aktarıyor:

Bir cam kavanoz yapmak, tedarik zincirinin kaynak yönünün herhangi bir yerinde her biri kendi etkilerini oluşturan yüzlerce maddenin kullanımını gerektiriyor. Bu sırada suya yaklaşık 100, toprağa da 50 kadar madde bırakılıyor. Havaya karışan 220 farklı emisyon arasında, örneğin bir cam kavanoz fabrikasında kostik soda, kavanozun sağlığa olası zararlı etkisinin yüzde 3’ünü ve ekosistemlere yönelik tehlikesinin de yüzde 6’sını oluşturuyor…” Goleman, fabrikanın etkilerini ise şu sözleriyle vurguluyor:

Ekosisteme yönelik başka bir tehdit, cam üretiminin negatif etkisinin yüzde 16’sını oluşturan fırında kullanılan enerjiden kaynaklanıyor. Bütün olarak bakıldığında, bir cam kavanoz imalatı sırasında küresel ısınmada rolü olan emisyonların yarısı cam fabrikasında, öbür yarısı da tedarik zincirinin diğer halkalarında gerçekleşiyor…

İşte ömür çevrimi değerlendirmesi, aslında sağlıklı ve çevreci bir ürün gibi görünen cam kavanozun toplamda diğer alternatiflerden daha zararlı olabileceğini gösteriyor. Elbette bu bir genelleme değil, her bir fabrika için tedarikte kullanılan maddeler, fabrikanın lokasyonu, kullanıma sunulduğu yerlere olan mesafesi, bu mesafeyi hangi ulaşım araçlarıyla katettiği (örneğin trenlerin olumsuz etkisi, kamyonlara oranla çok daha düşük) gibi kriterler önem kazanıyor. Yine aynı şekilde o fabrikanın ihtiyaç duyduğu enerjiyi yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılayıp karşılamadığı, üretim sırasında oluşan ısının ne kadarını geri kazanarak yeniden kullanabildiği gibi ek faktörler de önemli.

Üretim noktasında, üretimde kullanılan makinelerin ve enerji profilinin çıkarılması için hizmet sunan global şirketler olduğunu eklememiz gerek. Örneğin Siemens’in Enerji Sağlık Taraması Türkiye dahil tüm dünyada binlerce tesisin analizini gerçekleştirmiş durumda. Burada sunulan hizmetle makinelerin enerji tüketimleri, tesisin aydınlatma, yakıt vb. giderlerinin ölçümü gibi çalışmalar yapılarak o tesisin durumu ve daha önemlisi iyileştirilebilecek noktaları ortaya çıkartılabiliyor.

Türkiye’de eğitim seçenekleri

Türkiye’deki üniversitelerde doğrudan endüstriyel ekolojist yetiştiren bölümler mevcut değil. Ancak konunun kapsamının genişliği, birbirinden farklı gibi görünen bölüm mezunlarının kariyer rotalarını buna çevirebileceğini gösteriyor. Şu an en yaygın görünen Çevre Mühendisliği gibi görünürken, endüstri mühendislerinin, biyo mühendislik okuyanların, şehir planlamacıların hatta mimaride okuyup kendini bu alana yakın hissedenlerin şansı olduğunu söylemek mümkün.

Endüstriyel ekolojistlik bir ünvan olarak henüz çok fazla telaffuz edilmese de Enerji Yöneticisi yaygınlığı giderek artıyor. Yetkilendirilmiş kurumlar tarafından verilen eğitim sonrası Enerji Yöneticisi sertifikası alanlar, belirli bir çalışan sayısının üzerindeki şirketlerde iş olanağı yakalayabiliyor.

Bu mesleğin yaygınlaşmasında Avrupa Birliği’nin desteklerini de atlamamak gerekiyor. Özellikle emisyon oranlarının düşürülmesi noktasında devreye giren uluslararası oluşumlar direkt ya da dolaylı olarak bu alanda bir istihdam oluşmasının yolunu açıyor. AB, burada 2011 yılında Avrupa Komisyonu tarafından açıklanan “A resource-efficient Europe – Flagship initiative under the Europe 2020 Strategy” başlıklı, emisyon oranlarının düşürülmesi haricinde, 2050’ye kadar olan stratejiyi de şekillendiren bir belge üzerinden ilerleyerek “sürdürülebilir büyüme” hedefliyor.

TTGV’den “Endüstriyel Simbiyoz Projesi”

Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı’nın (TTGV) öncülüğünde yürütülen Endüstriyel Simbiyoz Projesi, kaynakların ortak kullanımı yoluyla hem maliyetleri hem de çevreye olan olumsuz etkileri azaltmayı hedefleyen önemli bir çalışma. Türkiye’deki farklı kalkınma ajanslarıyla işbirliği içinde yürütülen projenin yaygınlığı da giderek artıyor.

Yeşil Endüstri Platformu

Dünyada endüstrinin daha çevreci hale gelmesi noktasında Green Industry Platform‘dan bahsetmek gerekiyor. Türkiye’den Enerji Verimliliği Derneği Başkanı (aynı zamanda İstanbul Ticaret Odası Başkanı) İbrahim Çağlar’ın da danışma kurulunda yer aldığı Green Industry Platform’un çalışmaları bu alanda farkındalığı artırma noktasında oldukça etkili.

Bir endüstriyel ekolojist ne kadar kazanır?

Dünyada yaygınlığı yeni yeni artan bu mesleği seçenler için ABD’de yapılmış bir çalışma mevcut. İnsan kaynakları danışmanlığı yaşan Sokanu şirketinin verilerine göre ABD’de maaşlar eyaletlere göre değişmekle birlikte ortalama yıllık 70 bin dolar kazanabiliyor. Yeni başlayanlar için ortalama maaş yıllık 40 bin dolara yaklaşırken, bu alandaki bir üst yöneticinin geliri 100 bin doların üzerine çıkıyor.

ABD’de endüstriyel ekolojistlerin ortalama gelirleri. Kaynak: Sokanu.com

Tüketicilere nasıl anlatmalı?

Böyle karmaşık ve çok değişkenli bir üretimi tüketicilere anlatmak ise üzerinde durulması gereken bir başka konu. Bu konuda en yaygın kullanım evlerimizde bulunan beyaz eşyalarda ya da otomobil lastiklerinde görmeye başladığımız enerji tüketim etiketleri. Bu etiketler sonucun ne olduğu konusunda tüketicilere bir fikir verebilir.

Ancak bunun için özellikle ilgili kamu kurumlarının sivli toplum kurumlarının da yönlendirmesi ve desteğiyle belirli kararlar alması gerek. Bir markete gittiğinizde ambalajlar üzerinde bulunacak bu bilgiler, tüketim tercihlerinizi olumlu etkilediğinde endüstri de kendini yenilemek durumunda kalacak.

Bu ise uzun yıllara dayanan bir hazırlık yapılması demek. Özellikle portföyünde yüzlerce ürün bulunan şirketlerin her bir ürün için bunu gerçekleştirmesi oldukça zahmetli. Fabrikada yapılan üretime dair verilere ulaşmada sorun yaşanmazken, tedarik zincirindeki her bir yapı için benzer verilere erişmek sıkıntılı. Özellikle de tedariğin artık dünyanın her yerinden yapılabildiği bir dönemde.

İşte endüstriyel ekolojistlerin sorumluluk üstleneceği nokta da tam olarak burası. Şirketler tarafında gerekli hazırlıkların yapılması için yalnızca rekabet şartları değil, regülasyonlar da önemli. Bu yüzden gerçek anlamda vizyoner isimlerin öne çıkıp bu konunun gerekliliğini tüm dünyada gündeme getirmesi gerekiyor.