Türkiye akıl sağlığını kaybediyor

427

10 Ekim tarihi, ruhsal rahatsızlıklara dikkat çekmek amacıyla 1992 yılından bu yana “Dünya Ruh Sağlığı Günü” olarak belirlenmiş durumda. Konunun böyle özel bir günle ‘kutlanmasının’ arkasında ise Dünya Sağlık Örgütü’nün korkutucu verileri bulunuyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre dünyada her yıl 500 milyon kişi ruhsal hastalıklara yakalanıyor. Kurumun Ekim 2015 tarihli güncel verilerine göre bu kişilerin 350 milyonu depresyonda. 21 milyon kişiye şizofren tanısı konurken, bunama nedeniyle karar alma noktasında doğru hareket edemeyenlerin sayısı ise 47 milyonun üzerinde.

Bu veriler, kamuoyunda çok bilinmese de “Dünya Ruh Sağlığı Günü“nün neden önemli olduğunu ortaya koyuyor. Bu özel günle ilgili bir açıklama yayınlanan Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD), Türkiye’de de durumun çok farklı olmadığını kaydediyor. Derneğin açıklamasına göre dünya genelinde ruh sağlığı hastalıkları, global hastalık yükünün yüzde 13’üne denk geliyor.

İntihara giden yol

Yapılan araştırmalara göre tüm dünyada her yıl 900 bin kişi intihar ediyor. Daha kötümser bir veri ise intihar edenlerin dahil olduğu yaş grubu. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 15-24 yaş arasındaki en yaygın ikinci ölüm sebebi intihar. Tüm dünyada her 4 kişiden biri hayatlarının belli dönemlerinde ruhsal rahatsızlık yaşıyor. Ancak ruh sağlığı ciddi anlamda bozuk olan her 4 kişiden 3’ü hiçbir şekilde tedavi almıyor.

AİFD Genel Sekreteri Dr. Ümit Dereli sanılanın aksine ruhsal rahatsızlıkların Türkiye’de görülme oranının dünya ortalamalarının üzerinde olduğuna dikkat çekiyor. Tedavileri mevcut olmasına rağmen bilinen bir ruhsal bozukluğu olan kişilerin yaklaşık üçte ikisinin asla bir sağlık uzmanından yardım almadığını ifade eden Dr. Ümit Dereli, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre damgalama, ayrımcılık ve ihmalin, bakım ve tedavinin ruhsal bozuklukları bulunan kişilere ulaşmasını engellediğini, bu nedenle, Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu’nun da ruh sağlığı alanında yatırımların arttırılması amacıyla bir kampanya başlatarak, “Birlik, Görünürlük, Yasal Haklar ve İyileşme” konularına dikkat çekmekte olduğunu belirtti.

Dr. Ümit Dereli, açıklamasında başka oranlara da dikkat çekiyor. Bireyler, damgalanma korkusuyla hastalıklarını saklıyor ve tedavi için başvurmuyor diyen Dereli, “Tedavi açığı” şizofreni için yüzde 32,2’den anksiyete bozukluğu için yüzde 57,5’e kadar değişmektedir. Bu açığın depresyon için yüzde 56,3, bipolar bozukluk için yüzde 50,2 ve obsesif kompulsif bozukluk için yüzde 57,3 olduğu tahmin edilmektedir. Alkol kötüye kullanımı ve bağımlılığı, yüzde 78,1 ile en büyük tedavi açığına sahiptir.” yorumunu yapıyor.

Türkiye’de yaşayanlar ne kadar hasta?

Bu alanda Türkiye’de yapılan en kapsamlı çalışmalardan biri 2002-2004 yılları arasında gerçekleştirilen “Türkiye Ruh Sağlığı Profil Çalışması” ve bu araştırmanın sonuçlarına göre oluşturulan 2010’da son şekli verilerek yayınlanan “Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı“. Bu plan, 2011-2023 yıllarını kapsamasıyla da içinde bulunduğumuz dönemde yapılan çalışmaları da içeriyor.

Türkiye Ruh Sağlığı Profili Çalıması’na göre Türkiye nüfusunun yüzde 18’i yaşamı sırasında bir ruhsal hastalık geçiriyor. Aynı çalışmaya göre çocuk ve ergenlerde klinik düzeyde sorunlu davranış oranı ise yüzde 11 olarak tespit edilmiş. Bu oranın tüm hastalıklar içindeki payı ise sorunun büyüklüğünü ortaya koyma açısından önemli. Psikiyatrik hastalıklar, yüzde 19 ile kardiyovasküler hastalıkların (kalp ve damar hastalıkları) ardından ikinci sırada.

Milyonlarca kutu antidepresan

Bu tip hastalıklarda kullanılan ilaçların tüketim sayısı, bize sorunun tek bir şehir ya da bölgeyle sınırlı olmadığını, tüm ülkede görülen bir rahatsızlık olduğunu da kanıtlıyor.

Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu’nun medyaya yansıyan açıklamalarına göre Türkiye’de 2014 yılında 8 milyon 179 bin kişi antidepresan ilaç kullanmış. Aynı açıklamaya göre bu ilaçları kullananların 2 milyon 400 bini erkek, 5 milyon 779 bini ise kadın. Sayı yüksek görünmekle birlikte; 2009 – 2013 arası dönemde her yıl 10 milyon kutudan fazla antidepresan kullanıldığını göz ardı etmemek gerekiyor.

2014 yılını baz alıp yaş gruplarına bakıldığındaysa 36-50 ile 51-65 yaş aralığındaki kesimin 2 milyon 300 bin kutuyla neredeyse 5 milyon kutuya yaklaştığı görülüyor. Toplamdaki düşüş bu yaş gruplarına da yansımış. 2013’te 6 milyon kutudan fazla ilaç kullanan bu kesim, 2014’te 4 milyon 700 bin kutu ilaç kullanmış. MHP Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel tarafından verilen “Psikiyatrik hastalar ve tedavi için kullanılan ilaçlara ilişkin” soru önergesine verilen yanıtın tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz.

Hangi şehir daha sorunlu?

Antidepresan ilaçlar ve ruhsal hastalıklar hemen her yıl TBMM’nin gündemine girmiş bir konu. Mecliste farklı siyasi partilere mensup milletvekilleri konuyu sürekli gündeme taşımış. Verilen soru önergelerinden biri bize il bazındaki durumu da özetliyor. CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’na yine Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu imzasıyla verilen yanıtta iki farklı tablo bulunuyor. Bu tabloların ilki illere göre psikolojik rahatsızlık nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvuran kişi sayısını gösterirken, ikinci tabloda kutu tüketim miktarlarına yer verilmiş. Bu resmi verileri baz alarak hazırladığımız tabloya göre kimi illerde 2010-2013 arasındaki artış oranı yüzde 300’ün de üzerinde.

turkiyeruhsagligi_2010-2013

 

İl bazındaki tablo aynı zamanda Türkiye’nin doğusunda görülen psikolojik rahatsızlıkların daha hızlı arttığını kanıtlıyor. Buna karşın bir genelleme yapmak çok da uygun olmayabilir, zira en fazla artışın yaşandığı yerler Şırnak, Siirt, Diyarbakır gibi güneydoğu bölgesinde bulunan iller olurken, ilk 10’un içinde İstanbul, Aydın, Muğla gibi şehirlerle de karşılaşılıyor.

turkiye_ruhsagligi_10il

 

 

Yeterli uzmanımız yok

Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı’nda dikkat çeken bir başka tablo ise aktif olarak çalışan ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanlarının sayısı. Ekim 2010 tarihini gösteren tabloya göre en fazla uzmana sahip iller Bolu, Elazığ ve İstanbul. Eylem Planı’ndaki açıklamalara göre Mart 2011 itibariyle Türkiye genelinde 1625 ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı bulunuyor. Bu kişilerin 862’si Sağlık Bakanlığı bünyesinde, 277’si üniversitelerde görev alırken 486’sı özel sektörde çalışıyor.

Avrupa Birliği’nde her 100 bin kişiye düşen 2008 tarihli ortalama uzman sayısı tablosunda ise Türkiye’nin son sırada olduğu görülüyor. Birlik ortalaması her 100 bin kişiye 12,9 iken; Türkiye’de bu sayı 2,2. En yüksek orana sahip ilk 5 ülke ise İsviçre, İsveç, Fransa, Norveç ve Hollanda olarak sıralanıyor.

Psikolog sayısına bakıldığında da benzer bir durumla karşılaşmak mümkün. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Mart 2011 itibariyle aktif çalışan 1370 psikolog bulunuyor. Bunların 918’i Sağlık Bakanlığı’nda, 183’ü üniversitelerde, 269’u ise özel sektörde hizmet veriyor. Bu da her 100 bin kişiye 1,85 psikolog düştüğünü gösteriyor. Avrupa’da ilk beş sırada yer alan Avusturya (63), Finlandiya (47,2), Norveç (35), Hollanda (30) ve Yunanistan’ın (14), psikolog ihtiyacını karşılamada Türkiye’den çok daha yukarıda olduğu görülüyor. Yine aynı verilere göre ülkemizdeki psikiyatrist sayısı ise 1625. Daha güncel verilerle bu sayıların artmış olabileceğini öngörmek mümkün, ancak bu artışın Avrupa Birliği ortalamalarını yakalamaktan uzak olduğu da bir gerçek.

Yerel yönetimler sahneye çıkmalı

Türkiye’de yaşayanların psikolojik durumunu gösteren bu dosyanın, özellikle yerel yönetimler tarafından iyi okunması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü bu tip vakaların azalması için şehir sakinlerini daha mutlu kılacak ve oluşabilecek psikolojik rahatsızlıkların önüne geçilmesini sağlayacak girişimlerde bulunulması gerekiyor. Bunun yolu ise öncelikle yerel yönetimlerin çalışmalarından geçiyor.

* Manşet görseli: Görsel: englishme community, Flickr