Tesla’nın kazayı önceden tahmin etmesi neden şaşırtmamalı?

518

Şu sıralar YouTube’da bir video, paylaşan haber kanallarının da etkisiyle milyonlarca kez izleniyor. Hayır, kediler değil konumuz. Tesla marka bir otomobilin, önündeki kazayı olmadan önce tahmin ederek otomatik olarak fren yapması ve çarpışmayı önlemesinden söz ediyoruz.

Videoda, saatte 110 kilometre hızla ilerleyen Tesla marka bir otomobilin nasıl fren yaptığı net bir şekilde görülebiliyor. Önünde seyreden araçla uygun bir takip mesafesini koruyan aracın asıl başarısı otomatik fren yapması değil, bu bugün pek çok markada görebildiğimiz bir şey. Asıl marifet Tesla’nın Autopilot isimli otomatik pilotunun, insan gözünün görüş mesafesinde olmayan bir aracın önünde giden bir başka araca çarpacağını algılayabilmiş olması. Aşağıdaki videoda durumu net bir şekilde izleyebilirsiniz. Küçük bir aracın kendinden çok daha büyük bir SUV’a çarpıp takla attırması ise yüksek süratteki çarpmaların ne kadar kötü sonuçlanabileceğini gösteriyor.

Peki neden şaşırmamalı?

Tesla’nın sahip olduğu sistem temel itibariyle gelişmiş bir radar sistemi olarak adlandırılabilir. Ancak yakın gelecekte bu radar sisteminin tüm araçlara yayılıp, araçların birbiriyle sürekli iletişim halinde olduğu bir dönemden bahsediyor olacağız. Üstelik her bir araç, üzerindeki sensörler ve cihazlarla önündeki, solladığı ya da kendisini sollayan araçla iletişim kurup mesafe ölçümü yapmayacak. Bununla birlikte trafik lambaları, yol işaretleriyle de iletişim kuracak. Eğer iletişim kurduğu araç bir ambulans ya da itfaiye gibi geçiş önceliğine sahip bir araçsa yol vermek için daha ambulans aynada görünmeden şerit değiştirecek ya da kavşakta karşılacağı bir araçsa kavşağa gelirken yavaşlayacak ya da duracak.

Ama bu kadar da değil. Uydu üzerinden güncel trafik bilgisini alıp ileride yaşanan bir kaza ya da yol çalışmasından haberdar olabilirken hızını buna göre ayarlayacak. Bunu da siz direksiyonda keyfinize bakarken -belki de uyuklarken- yapabilecek.

V2V çağına hoş geldiniz…

Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığım yeni nesil trafik akışı için on yıllarca beklemeye gerek yok. Hatta teknolojik altyapının kısmen de olsa hazır olduğunu, yasal prosedürler ve araçların iletişim kuracağı frekansa ait standartların onaylanmasıyla hızlı bir geçiş yapacağımızı söyleyebiliriz. Tüm bunlar V2x olarak tanımlanıyor. Araçlar arası iletişim Vehicle 2 Vehicle (V2V) olarak tanımlanırken, araç ve yayalar arasındaki iletişim için Vehicle to Pedestrian (V2P) kullanılmakta. V2D (Vehicle to Device / Araç – Cihaz etkileşimi), V2G (Vehicle to Grid – Araç – Alan etkileşimi) gibi diğer alt türleri de bulunmakta. Şu sıralar bazı ülkelerde araçların hangi frekans üzerinden iletişime geçebileceği konusu tartışılmakta. Hem verinin hızlı bir şekilde iletilebilmesi hem de araçların uzaktan hack’lenebilmesinin önüne geçmek için bu tipteki bir platformun nispeten kapalı bir platform üzerinde çalışabilmesi gerekiyor.

V2V için yasal düzenlemeler yapıla dursun, işin teknik tarafında iki tamamlanması gereken nokta bulunuyor. Bunlardan ilki elbette araçların bu sisteme tam uyumlu olması. Şu an için mevzuatlar tam otonom, yarı otonom ve otonom olmayan şeklinde araçları sınıflandırmakla meşgul. İkinci nokta ise, veri iletişiminin hızlı ve kayıpsız gerçekleşmesini sağlayacak teknolojik altyapının kurulumu. Burada mobil operatörler ve akıllı şehir üzerine çalışanlara büyük sorumluluk düşüyor. Teknik anlamda ihtiyaçlar gecikme süresinin neredeyse sıfırlandığı 5G’nin 2020 sonrasında yaygınlaşmasıyla giderilmiş olacak. Ancak her ülkenin yasal mevzuatlarındaki değişimlerin bu tarihe yetişip yetişmeyeceği şimdilik meçhul. Türkiye’de frekans ve altyapı noktasında henüz ciddi bir somut adım atılmamakla birlikte

5G’nin etkileri üzerine çalışan çok sayıda şirket bulunmakta. Buna karşın mevzuat anlamında ilgili bakanlıkların yol haritasına bunlar yansımış değil. BTK’nın yönlendirmesiyle bir adım elbette atılacaktır. Ancak 5G’nin gerek operatörlerin 4G maliyetlerini çıkarması gerekse diğer eksiklikler nedeniyle 2023’ten önce gelmeyeceğini öngörürsek V2V teknolojilerine ülkemizdeki asıl kapsamlı geçişin 2024 – 2025 gibi olacağını söyleyebiliriz. Tabii bu tüm araçların bir anda kendi kendine gitmeye başlaması anlamına gelmiyor.

Otonom sürüş kazaları ne kadar azaltacak?

Henüz bu yeni dünya tam anlamıyla aktif olmadığı için, kazaları azaltma konusunda bugünden yapılan projeksiyonlarla yetinmek durumundayız. Ancak kabaca insan hatası kaynaklı kazaların büyük ölçüde ortadan kalkacağını söylemek mümkün. Kamyon ve otobüs gibi şehirlerarası yollarda sıklıkla görülen araçların orta vadede sürücüsüz bir şekilde ilerleyeceğini düşündüğümüzde bunların, ‘kaza yapan araçlar’ listesinden silineceğini ifade edebiliriz. Ek bilgi olarak, ABD’de gerçekleşen kazaların yüzde 18,8’inin aşırı hız, yüzde 12’sinin ise 12,3’ünün alkollü araç kullanma kaynaklı olduğunu söyleyelim. Aracın otonom olarak kendi kendine gitmesi, bu oranların sıfırlanması ya da sıfıra yaklaşmasını da beraberinde getirecek.

KPMG’nin raporuna göre araç başına yaşanacak kaza sayısındaki yıllara göre değişim.

Otonom sürüşe tam geçiş için 2030 yılı telaffuz edilen tarihler arasında. IHS Automotive tarafından 2014’te yapılan bir araştırma, 2035’te 54 milyona yakın otonom aracın yollarda kendi kendine gideceğini bizlere gösteriyor. KPMG’nin bir raporuna göreyse 2020’de 150 milyon araç yollarda birbiriyle iletişim kuruyor olacak. Aynı rapor, kaza sayısının ise yüzde 80 gibi ciddi bir oranda azalacağını öngörüyor.