Londra yapay zekada liderliğe oynuyor

541

2014 yılında Google yöneticileri, Londra sokaklarını arşınlarken hedefleri belliydi. İleriye yönelik planları arasında yapay zeka da vardı ve henüz birkaç yıllık, 20 çalışanı olan küçük bir yapay zeka şirketini satın almak için emin adımlarla ilerliyordu. Bu girişim, o yılın teknoloji sektöründeki en büyük satın almalarından biriyle sonuçlandı. Google, Deepmind isimli, o zamana kadar adı yapay zeka çevreleri dışında pek de bilinmeyen bu şirketi tam 400 milyon Euro’ya bünyesine kattı. Yapılan alım oldukça ses getirmişti. Konuyu takip edenler “kelle başı 20 milyon Euro’ya gitti” demekten kendilerini alamamıştı. Google, Deepmind’ı bünyesine kattı ve bu yeni girişimi hızla büyütmeye başladı.

Londra sokaklarında benzer bir girişim yapan bir diğer şirket ise Twitter oldu. Aynı emin adımlarla Magic Pony isimli şirketi satın alan Twitter’ın Magic Pony’nin teknolojisini ve patentlerini kısa bir süre içinde kendi teknolojisine entegre etmekten geri kalmayacak. Patent derken, Magic Pony’nin kurulduğu günden bu yana geçen sadece 18 aylık süreçte yapay zeka konusunda kimisi beklemede 20 uluslararası patent başvurusu olduğunu eklemeliyiz. Twitter’ın çalışan sayısı 10 kadar olan bu şirket için 150 milyon doları gözden çıkardığını da bir kenara not etmek gerek.

Google, Deepmind ekibini kısa sürede 100 kişiye çıkarttı. Aldığı sonuçlardan memnun olmalı ki, Mart ayı sonunda çalışan sayısını 250’ye çıkardığını duyurdu. Adını, Go oyununda dünyanın en önemli oyuncularını yenmesiyle duyuran Deepmind, şu sıralar Google’ın yakın gelecekteki yapay zekalı kişisel asistanını geliştirmekle meşgul.

Magic Pony ise machine learning, yani makine öğrenmesi konusundaki yetenekleriyle katkı verecek. Özellikle görsel işleme tarafına odaklanan şirketin bu servislerinin Twitter’ı 140 karakterin ötesinde bir görsel dünyaya taşıyacağını öngörebiliriz. Şirketin az sayıdaki çalışanının alanlarında uzman isimlerden oluştuğunu atlamamak gerekiyor. Çalışanların tecrübesi toplamda 30 yılı geçiyor. Üstelik bu çalışanlar Imperial College, King’s College gibi okullar üzerinden 100’den fazla yayına imza atmış. Bu yayınlar ise uluslararası konferanslarda kendine yer bularak 300’den fazla kez alıntılanmış durumda. Zaten çalışanların tamamına yakını da doktora sahibi isimlerden oluşuyor.

Bu noktada Twitter’ın ilk kez bir yapay zeka şirketi satın almadığını ifade etmeliyiz. Hem Google hem Facebook hem de Microsoft uzun zamandır bu alanda çalışan küçük girişimleri bünyesine katıyor. Intel ve Yahoo’nun da bu kervana dahil olduğunu ekleyelim. Twitter’ın alımlarına baktığımızda ise 2014’teki Madbits ve 2015’te Whetlab karşımıza çıkıyor.

Yapay zekanın yakın gelecekte yaşamın pek çok alanına gireceği kesin. Bu nedenle benzer satın alma haberleriyle karşılaşmaya devam edeceğiz. Ancak Hem Deepmind, hem de Magic Pony’nin Londra’dan çıkması üzerine biraz kafa yormakta fayda var. Peki Londra ne yapmıştı da bu girişimlerin kurulduğu, büyüyüp serpildiği yer olmayı başarmıştı?

Imperial College farkı

Londra’nın ve İngiltere’nin yapay zeka konusundaki bu hevesli yaklaşımında akademik dünya ile teknoloji dünyasının sıkı bir işbirliği yaptığını belirtmeliyiz. Oxford, Cambridge ve University College London’ın ardından ülkenin en iyi dördüncü üniversitesi olarak kabul edilen Imperial College, sunduğu olanaklar ve verdiği eğitimle bu alandaki girişimlerin hayat bulmasına katkı sağlamış. Ülke, bölge ve küresel bazda en iyi üniversiteleri listeleyen Top Universities’in verilerine göre okul aynı zamanda Avrupa’nın da en iyi dördüncü okulu, bununla birlikte dünya sıralamasındaki yeri ise sekizincilik.

Okulun yapay zeka ile ilgili çalışmaları makine öğrenmesi, otonom sistem onaylama süreçleri, güvenlik ve nörodinamikler olarak sıralanıyor. Imperial College’in yapay zekaya katkısı ise bu alanı yalnızca bir teknoloji olarak değil, farklı alanlarla entegrasyon anlamında da ele alması. İlgili bölümün akademisyenlerine bakıldığında nöroteknoloji, biyomedikal mühendislik, siber güvenlik, moleküler biyoloji gibi alanlar üzerine çalıştıkları da görülüyor.

Okul aynı zamanda tüm dünyadan uzmanlık seviyesi yüksek isimleri toplamasıyla da dikkat çekiyor. 3700’ün üzerindeki akademik personelin 1900’ü İngiltere dışından. 15 bin öğrencinin yaklaşık 8 binini ise diğer ülkelerden gelenler oluşturuyor. Malzeme bilimleri alanında dünyanın en iyi üçüncü okulu kabul edilen Imperial College’in şu tanıtım videosu, yaklaşımları hakkında fikir verir nitelikte. Ek bir bilgi olarak, en gerçekli yapay zeka temalı film olarak kabul edilen Ex-Machina’nın yazarı ve yönetmeni Alex Garland’ın film için Imperial College’den destek aldığını belirtelim.

Elbette, Londra’nın yapay zeka alanındaki liderliğini yalnızca Imperial College ile sınırlandırmak yanlış olur. Başta Cambridge Üniversitesi olmak üzere pek çok okul İngiltere’nin yapay zeka alanındaki konumunu güçlendirmek için çalışmakta. Örneğin Microsoft da, yapay zekaya yönelik Ar-Ge çalışmalarını Cambridge’ten yürütüyor. Bununla birlikte Cambridge, ileri düzeyde yapay zekanın yaratabileceği tehditleri araştıran Center for the Study of Existential Risk – Varoluşsal Risk Araştırma Merkezi isimli özel bir oluşuma da ev sahipliği yapıyor. UCL ve Oxford da önemli çalışmalara imza atılan diğer iki okul.

Dünyada ve Türkiye’de yapay zeka girişimleri ne durumda?

Ocak ayında Business Insider’da çıkan bir makale, Londra’nın yapay zeka konusunda çok daha fazla yeteneği barındırdığını ortaya koyuyor. İngiltere’nin dikkat çeken 10 yapay zeka girişimini ele alan yazıda, Deepmind ve Magic Pony haricindeki sekiz girişimin yedisinin (Status Today, Rainbird, Tractable, Onfido, Weave.Ai, Seldon, Improbable) merkezinin bu şehir olması dikkat çekiyor. Bank of America Merrill Lynch’in tahminlerine göre 2020’de yapay zekanın oluşturacağı ticari büyüklük 70 milyar dolara ulaşacak. Pasta bu kadar büyük olunca, pay kapmak isteyenlerin de sayısı artıyor.

Angel.co verilerine göre sadece Londra’da yapay zeka için çalışan 62 irili ufaklı girişim var. ABD Silikon Vadisi için bu sayı 232 iken New York için 72. Tüm Hindistan’da 76 yapay zeka şirketi bulunurken, Çin’den sadece 5 şirketin listelenmesi dikkat çekici. Türkiye’den ise 6 şirket Angel.co’nun yapay zeka kategorisi altında kendine yer bulmuş. Bunların en eskisi Nisan 2013’te kurulan Angelfish, onu Mquarez, Sosyologger, AmsasLink, OTA Expert ve Project Sebastian izliyor. 2016’da kurulan bir yapay zeka girişimi ise bu kategoride bulunmuyor.

Tüm dünyada bu alandaki girişimlerin sayısına baktığımızda ise yine Angel.co verilerine göre 1000’den fazla firma olduğu dikkat çekiyor. 21 Haziran 2016 tarihli güncel listeye baktığımızda 1060 yapay zeka girişiminin 29’unun Haziran 2016’da listeye eklendiğini söylersek, bu alandaki yüksek ilgiyi de özetlemiş olabiliriz. Elbette bu sayılar yapay zeka çalışmaları yapan tüm şirketleri listelemiyor. IBM, Google gibi büyük devlerin haricinde kendi işinde yapay zekayı nasıl kullanabileceği üzerine kafa yoranlarla liste daha da uzuyor.

“Ne yaptığımızı herkesin bilmesi gerek”

Klişe bir rota izleyerek sokakta karşılaştığınız rastgele 100 kişiye yapay zekanın tanımını ve ne işe yaradığını sormaya kalkarsanız ilginç ama bir o kadar da tuhaf yanıtlar alma ihtimaliniz yüksek. İşte bu nedenle, yapay zekanın gelişimi için kapsamlı etkinliklerin de yapılması gerekiyor. Londra’nın ve girişim adetleriyle öne çıkan New York ve San Fransisco’nun bu işte neden önde olduğunun yanıtları arasında düzenlenen etkinlikler de var. Üniversitelerin kendi içlerindeki çalışmaları bir kenara bırakırsak en kapsamlı yapay zeka etkinliklerinden biri olan The AI Summit, işte bu üç şehirde düzenleniyor.

Bu zirvenin, yalnızca işi zaten bilenlerin bir araya gelip çene çaldığı bir organizasyon olmadığını belirtmek gerek. Örneğin Londra’da düzenlenen etkinlik doğrudan Londra Valiliği’nin himayesinde ve ciddi desteğiyle gerçekleştiriliyor.

Microsoft, IBM gibi teknoloji dünyasının köklü isimlerinin de desteklediği The AI Summit organizasyonları kapsamında verilen The AIconics ödüllerine de parantez açmakta fayda var. Beş farklı kategoride verilen ödüllerin açılımına baktığımızda ise yeniliği ve yeni girişimler destekleyen başlıklar karşımıza çıkıyor: “En İyi Yapay Zeka Yeni Girişimi”, “En İyi Akıllı Asistan Çözümü İnovasyonu”, “NLP (Natural Language Processing – Doğal Dil İşleme) Uygulamalarında En İyi İnovasyon”, “Yapay Zeka ile En İyi Kurumsal Uygulama” ve “En İyi Yapay Zeka Yenilikçisi…” Londra’nın ayrıca The AI Summit dışında IntelliSys isimli, yine yapay zeka odaklı bir başka önemli etkinliğe ev sahipliği yaptığını da ekleyelim.

Türkiye’nin de bir yapay zeka etkinliği var

Türkiye’de henüz sayıları çok fazla olmasa da yapay zeka ile yakından ilgilenen bir topluluk oluşmuş durumda. Yaptıkları başarılı çalışmalar, belki magazinel tarafı ağır basmadığı için medyaya pek yansımış değil. Ama bu, o kişi ve girişimlerle bir araya gelmenize engel değil.

Yaptığı çalışmalarla kurumları geleceğe hazırlama vizyonuyla hareket eden GelecekHane tarafından Haziran ayı başında düzenlenen Dijital 2.0 Konferansı, yapay zekanın şirketler için neden bu kadar önemli olduğunu ortaya koydu. Yapay zeka, derin öğrenme, görüntü işleme, veri yönetimi ve görselleştirmesi gibi konuların masaya yatırıldığı etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren GelecekHane’nin Kurucusu ve CEO’su Halil Aksu, gelecekte başarıya ulaşmak isteyen şirket, kurum ve ülkelerin mutlaka bir yapay zeka stratejisi olmasına gerektiğine dikkat çekti.

GE, SAP Türkiye, Teradata, Etiya gibi şirketlere dijital dönüşüm konusunda yol gösteren şirketler dışında doğrudan yapay zeka çalışmaları yapan şirketler de çalışmalarını hem yapay zekayla ilgilenenlere hem de iş dünyasının temsilcilerine aktardı. Miletos, OpenZeka gibi doğrudan yapay zeka çalışmaları yapanlar haricinde Sabancı Üniversitesi gibi akademik dünyanın temsilcileri de konferansta birer konuşma gerçekleştirdi.

Etkinliği kaçıranların tüm konuşmalara ait videoları GelecekHane’nin YouTube kanalından izleyebileceklerini hatırlatalım. Halil Aksu’nun etkinlikteki açılış konuşmasını ise aşağıda bulabilirsiniz.

Nasıl yapay zeka şehri olunur?

Sonuç olarak, bir şehrin sadece yapay zeka değil, herhangi bir alanda dünyada liderliğe oynaması, yaygın medyanın sevdiği tabirle o konuda “marka şehir” haline gelmesi için özel şirketler, kamu ve üniversiteler gibi birden fazla sacayağının bir arada ve yakın etkileşimle hareket etmesi gerekiyor. Henüz dünyada da emekleme safhasında kabul edebileceğimiz yapay zeka konusunda Türkiye’deki şehirlerin de üst sıralara çıkması için bu formülü doğru uygulaması şart. Yakın geleceğin başrol oyuncularından biri olan yapay zekaya yönelik farkındalığın tüm bu paydaşlarca algılanabilmesi dileğiyle…