Çin’in dünya liderliği rotası

929

Çin malı kavramının tanımı yıllar içinde bir hayli değişti. Ucuz ve taklit ürünler üreten Çin, bugün doğal kaynaklar ve ucuz işgücü avantajını korumak için dünyanın dört bir yanında ciddi yatırımlar yapıyor.

Görsel: Stefan Schinning, Flickr
Görsel: Stefan Schinning, Flickr

Dünyanın en kalabalık ülkesi, en ucuz üretim yapabilme yeteneği, dünyanın fabrikası… Çin’in başına taktığı çok sayıda şapka mevcut. Ama ülke, uzun vadeli planlarıyla ABD’nin karşısındaki en dişli “dünya liderliği” rakibi olduğunu gösterdi. Çin yönetimi, bunun içinse yalnızca kendi kaynaklarına güvenmiyor aynı zamanda dünyanın dört bir yanında gerçekleştirdiği yatırımlarla global ticarete yön vermeye de çalışıyor. Bu yazıda, dünyanın farklı bölgelerinde gerçekleştirdikleri yatırımlardan hareketle ülkenin siyasi olmasa da global ekonomi liderliğine doğru nasıl yol aldığını ele alacağız.

 

Çin’in Afrika’da ne işi var?

Dosyaya Afrika ile başlamakta fayda var. Çünkü bu ekonomik gözlerden nispeten uzak kıtanın çok da gündeme getirilmeyen pek çok avantajı bulunuyor. Bunların başında ise Çin’in kendi ülkesinde hızla tükettiği doğal kaynaklar geliyor. Özellikle elektronik cihazlarda yaygın olarak kullanılan, ayrıca solar paneller, rüzgar türbinleri gibi yenilenebilir enerji üretiminde kullanılan araçlarda da kendine yer bulan nadir bulunan metaller burada kritik rol oynuyor. Rare elements olarak tanımlanan bu hammaddede dünyanın en büyük rezervi Çin’de bulunuyor. Ancak bu ürünlerin kullanım alanlarının yaygınlığı -örneğin Toyota Prius model bir elektrikli otomobilde 10 kilogram lantanum kullanılıyor- rezervlerin büyük bir hızla erimesine neden olacak. Çin, 55 milyon tonla zaten en büyük rezerve sahip olarak bu hammaddelerin ticaretini elinde tutuyor, ama asıl amaç dünyadaki diğer kaynakları da kontrol altında tutabilmek. Bunun yolu ise bir diğer doğal kaynak merkezi olan Afrika’daki madenleri kontrol etmekten geçiyor.

Ama Çin’in Afrika’ya olan ilgisini bunlarla sınırlamak yanlış olur. 1950’li yıllardan bu yana Afrika’da yatırımlar yapan Çin’in en büyük yatırımlarından biri finans sektörü olmuştu. 2008 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti merkezli Standard Bank’ın tam 5 milyar dolara satın alınması, ülkenin Afrika’daki en büyük yatırımı olma ünvanına sahip. Çin’in finans sektöründeki tek yatırımı bu değil. Ülke, Afrika Kalkınma Bankası’nın kurucu üyeleri arasında da yer alıyor.

Bugün, 54 Afrika ülkesinin 48’inde Çin’in gerçekleştirdiği yatırımlara rastlamak mümkün. Bu durum da beraberinde sürekli artan bir ticaret hacmi anlamına geliyor. 2000 yılında 10,5 milyar dolar seviyesinde olan bu hacim, 2013’te 210 milyar doları aştı. Fikir vermesi açısından Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre Türkiye’nin Afrika’ya olan ihracatının 1 Ocak – 31 Mayıs 2015 tarihleri arasında 5 milyar 196 milyon dolar olduğunu, bunun ise 2014’ün aynı dönemine göre yüzde 12’lik bir düşüş anlamına geldiğini söyleyelim. Yine TİM’in verilerine göre Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı 20 ülke arasındaki tek Afrika ülkesinin Mısır olduğunu eklemek gerek. 1 milyar 265 milyon dolar ihracat yaptığımız Mısır, toplam ihracatta yüzde 2’lik bir paya sahip.

Çin’in Afrika macerası bunlarla sınırlı değil. Ülke, özellikle altyapı yatırımları ile sağlık vb. konularda da Afrika ülkelerinin yanında olduğu bir görünüm çiziyor. Örneğin geçen yıl yaşanan korkutucu Ebola salgınıyla mücadele için Çin yalnızca sağlık ekipmanı yardımında bulunmadı, sayıları 10 bini bulan sağlık personelini de bölgeye gönderdi. Ülke, ayrıca yalnızca salgının gündemde olduğu zamanda değil, sonrasında da bu yardımları sürdürmekten geri kalmadı. Çin – Afrika İşbirliği Forumu’ndaki yapılan yardımlara dair haberler geniş bir zaman aralığını ve ülke sayısındaki çeşitliliği kanıtlıyor.

Çin, Mauritius'ta turizm sektörünün gelişimi için milyarlarca dolar ayırma hazırlığında.
Çin, Mauritius’ta turizm sektörünün gelişimi için milyarlarca dolar ayırma hazırlığında.

Bir başka güncel yatırım ise turizm alanında gerçekleşti. Çin’in, Afrika’nın ve Madagaskar’ın da doğusunda, Hint Okyanusu’nda bulunan Mauritius adalarını Seyşeller ya da Maldivler gibi yüksek turizm gelirlerine sahip bir bölge olma yolunda milyarlarca dolarlık yatırım planladığı açıklandı. Ülkenin toplam GSMH’sinin 22 milyar dolar seviyesinde olduğu düşünüldüğünde bu oldukça ciddi bir tutar anlamına geliyor.

Çin’in Afrika ilgisi daha uzun yıllar devam edeceğe benziyor. 2000 yılından bu yana düzenlenen Çin Afrika İşbirliği Forumu oldukça aktif. Diğer yandan Afrika ülkeleri de durumdan şikayetçi değil. Örneğin Çin’in en fazla yatırım yaptığı ülkelerden biri olan Nijerya’da, “Batılılar sadece petrol için geldi, oysa Çin tüm sektörlerin gelişimi için burada.” yorumu yapılıyor.

Çin Orta Amerika’da okyanusları birleştiriyor

Dünyanın hemen her bölgesinde aktif olmaya gayret eden Çin’in odağındaki bir başka bölge ise Orta Amerika. Panama Kanalı ile ticaret yollarının kısaldığı bu bölgede çok yakında rakip bir kanal inşa edilecek. Nikaragua’da yapılan yeni kanalın arkasındaki en büyük yatırımcı ise Hong Kong Nikaragua Kanal Geliştirme Yatırım Şirketi bulunuyor. Bu şirketin arkasındaki destek ise Çin yönetimi.

Bilge Adamlar Stratejik Araştırma Merkezi’nden Dr. Emine Akçadağ, dünya ticaretinin yüzde 5’inin Panama Kanalı üzerinden yapıldığını belirtirken, Çin’in Nikaragua Kanalı ile hamlesinin dengeleri değiştireceğine dikkat çekiyor. “Hong Kong merkezli şirketin arkasında Çin’in bulunması,  geleneksel olarak ABD’nin etki alanı olarak nitelendirilen Güney Amerika’da artık Çin’in de söz sahibi olduğu ve uluslararası arenadaki jeopolitik değişimlerin hızlandığı değerlendirmelerini beraberinde getirmiştir.” diyen Akçadağ’a göre bu durum, ABD tarafından 1914’te yapılan Panama Kanalı’nın önemini, dolayısıyla ABD’nin bölgedeki ticari etkinliğini azaltabilir.

nicaragua22 Aralık 2014’te yapımına başlanan ve 5 yıllık bir sürede ve 50 milyar dolarlık bir yatırımla hayata geçmesi hedeflenen Nikaragua Kanalı yalnızca Çin’in odağında değil. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Nisan ayında yeni kanalın askeri güvenliğine talip olduğunu açıklamıştı.

Nikaragua Kanalı’nın yalnızca bir kanal olmadığını belirtmek gerekiyor. Planlara göre kanal projesi kapsamında iki adet liman, serbest ticaret bölgesi, uluslararası havalimanı ile oteller de yapılacak. Ayrıca kanalın inşaası için enerji santrali ile çimento ve çelik fabrikası da devreye alınacak.

Çin’in Orta ve Güney Amerika’ya ilgisini yalnızca Nikaragua Kanalı ile sınırlamamak gerekiyor. Halen bölge ülkeleriyle 500 milyar doları bulan bir ticaret hacmine sahip olan Çin, Ocak ayında önümüzdeki 10 yıl içinde 250 milyar dolarlık yeni yatırım yapmayı planladığını açıklamıştı. Bu tutara Karayipler bölgesindeki ada devletleri de dahil.

Bu büyüklükte bir yatırım, ticari ilişkileri birbirleriyle ve Kuzey Amerika’yla olan bölge ülkeleri için de cezbedici bir nokta. Çin Başkanı Xi Jinping ve Venezuela Başkanı Nicolas Maduro, toplam değeri 20 milyar dolara ulaşan bir ticari işbirliği anlaşması imzalamıştı. Daha az tutarlarda olsa Peru, Şili, Arjantin, Brezilya ve Ekvador için de benzer anlaşmalar ve işbirlikleri söz konusu. Nikaragua Kanalı’nın tamamlanmasıyla bu hacmin daha da yukarılara çıkması çok zor olmayacak gibi görünüyor.

Yeni ipek yolu

Tarihte ticarete yön veren en önemli kanallardan biri olan İpek Yolu, günümüzde daha modern ulaşım araçlarıyla yeniden gündemde. Çin’i Asya üzerinden Anadolu ve Avrupa’ya bağlayan bu yol, dönemin değerli ürünlerinin kıta değiştirmesini sağlamıştı. İki farklı hatta sahip olacak demiryolu ağırlıklı yeni ipek yolu Türkiye ve Rusya üzerinden Avrupa’ya ulaşacak.

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’nden Doç.Dr. Salih Yılmaz, Sputnik Haber Ajansı’na konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, Çin’in 2014 yılında Yeni İpek Yolu Fonu kurduğunu ve 40 milyar dolarlık bir kaynak ayırdığını belirtiyor. Ek olarak aynı proje kapsamında Ocak 2015’te Enerji Kalkınma Fonu’nun kurulduğunu da kaydeden Yılmaz, Yeni İpek Yolu Projesi’nin 65 ülkeyi etkilediğine vurgu yapıyor.

Yılmaz, Çin’in yatırımları için 40 milyar dolar dese de güncel rakamlar çok daha fazlasını gösteriyor. Bloomberg’de çıkan bir habere göre, Çin yönetimi, döviz rezervlerinden faydalanarak üç devlet banasına 62 milyar dolar transfer edecek. Asya’daki altyapı projelerinin finansmanında kullanılacak bu paranın büyük bölümü Yeni İpek Yolu için harcanacak gibi görünüyor.

Türkiye’deki ilk Çinli banka

Mayıs ayında Türkiye – Çin ilişkilerinde önemli bir ilk gerçekleşti. Çinli ICBC (Industrial and Commbercial Bank of China) bankası, Tekstilbank’ın yüzde 75,5’lik hissesini satın alarak Türkiye pazarına giriş yaptı. ICBC aynı zamanda, yukarıda bahsettiğimiz Güney Afrika merkezli Standard Bank’ı alarak 20 Afrika ülkesine giriş yapan kurum. ICBC Yönetim Kurulu Başkanı Jiang Jianging, bankanın 43 ülkede faaliyet gösterdiğini ve bugüne kadar Asya, Afrika ve Güney Amerika’da 16 satın alma gerçekleştirdiğine dikkat çekiyor.

Bu alım sonrasında Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’dan da bir açıklama gelmişti. Babacan, benzer bir hamlenin Türkiye’deki bankalar tarafından gerçekleşme ihtimali olduğuna dikkat çekmiş ve konuyla ilgilenen birkaç Türk bankasından haberdar olduğunu söylemişti.

Gerek ICBC’nin Türkiye hamlesini gerekse Türk bankalarının Çin’de yapabileceği bir yatırımı Yeni İpek Yolu çerçevesinde incelemekte fayda var. Özellikle gereken altyapı yatırımlarında ICBC’yi ve Çin’deki Türk bankalarını görmek şaşırtıcı olmayacak.

Dünyaya Çince öğretmek

Çin ticarette başarılı olsa da en büyük handikaplarından biri Çince olmaya devam ediyor. Dünyanın geri kalanının çoğunlukla latin alfabesi kullanması ve Çin’in farklı alt dilleri, ticari ilişkilerin istenilen hızda ilerlemesi için hâlâ bir engel.

Çin yönetimi, bunu giderebilmek için Konfüçyüs Enstitüsü‘nün faaliyetlerine önem veriyor. 2004’te kurulan ve dünyaya hem Çinceyi hem de Çin kültürünü öğretmek için çalışan Konfüçyüs Enstitüleri bugün dünya genelinde 126 ülkede 500’e yakın merkezle faaliyet gösteriyor. Bazı ülkelerin casuslukla suçladığı Konfüçyus Enstitüleri’ne gelen bu tepkiye Çin yönetimi, benzer tepkilerin Alman Goethe veya İspanyol Cervantes için yapılmadığıyla yanıt veriyor.

Türkiye’de de faaliyetleri bulunan Konfüçyus Enstitüleri Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ, Okan Üniversitesi ve Ankara’daki Jale Tezer Koleji (enstitü değil, sınıf bazında) bulunuyor. Türkiye’deki dördüncü merkez içinse Anadolu Üniversitesi’nin çalışmaları bulunuyor. Dünya genelindeki güncel sayı ise 1086. Bunun 300’ü Avrupa’da, 144’ü Asya’da, 531’i Amerika’da ve 46’sı da Afrika’da yer alıyor.

Çin için her şey toz pembe değil

Çin, dünya ticaretine bu kadar etki yapmasına rağmen her yerde aynı başarıyı gösteremiyor. Bloomberg Businessweek’in 17 Mayıs tarihli sayısında çıkan bir makale, özellikle Sri Lanka’da yaşadığı sıkıntılara dikkat çekiyor. Benzer bir tabloyla, üretimde Çin’den pay kapmaya çalışan Vietnam’da da karşılaşılıyor. Coğrafi olarak uzak olduğu bölgelerde bu kadar aktif olan Çin, yakın coğrafyasında özellikle Hindistan’ın hızlı yükselişi ve bölgedeki politik ağırlığıyla aynı ölçüde rekabet edemiyor.