Birleşmiş Milletler’in 2030 hedefleri

666

Kalkınma kavramı, son yıllarda kabuk değiştirerek “Sürdürülebilir Kalkınma” halini aldı. Dünyadaki kaynakların hızla tükenmesinin bir sonucu olarak da tanımlayabileceğimiz “Sürdürülebilir Kalkınma”, bugün kendini ve dünyayı bilen kurum ya da ülkelerin öncelikli gündemi arasında yer alıyor.

Sürdürülebilir kalkınmayı gündemde tutmaya çalışan ve bu konudaki farkındalığı artırma gayretinde bulunan Birleşmiş Milletler, kısa bir süre önce 2030 yılına ait sürdürülebilir kalkınma hedeflerini açıkladı. 25-27 Eylül tarihlerinde ABD’nin New York şehrinde gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi‘nde 193 ülkenin imzasıyla resmen kabul edilen hedeflerin odak noktasında dünyanın önemli sorunlarına atıfta bulunuluyor.

17 ana hedef ve 169 alt başlık ile son derece geniş bir kapsama sahip olan 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin ele aldığı konular arasında yoksulluk, gıda güvenliği, eğitim, enerji ve iklim yer alıyor. Peki bu 17 ana hedef ne ve bu hedefleri ortaya çıkartan sebepler neler?

1. Her tür yoksulluğu, nerede olursa olsun sona erdirmek: Dünyada 836 milyon kişi aşırı yoksulluk içinde bulunuyor. Kalkınmakta olan ülkelerde her beş kişiden biri günde 1,25 ABD dolarından düşük bir gelire sahip. Yoksulluğun en yoğun olduğu yerler genelde küçük, kırılgan ve çatışmaların yaşandığı ülkeler.

2. Açlığı bitirmek, gıda güvenliğini sağlamak, beslenme imkânlarını geliştirmek ve sürdürülebilir tarımı desteklemek: Dünyada yetersiz beslenen insanların sayısı 1990’a oranla yarı yarıya düşmüş durumda. Ancak halen her dokuz kişiden biri, yani 795 milyon kişi yetersiz beslenme sorunuyla karşı karşıya. En fazla açlık çekilen bölge Sahra altı Afrika olurken burada oran her dört kişiden biri ile dünya ortalamasının iki katından fazla.

Yetersiz beslenme her yıl 3 milyondan fazla çocuğun ölümüne neden olurken, kalkınmakta olan ülkelerde ilkokul çağındaki 66 milyon çocuk derslere aç karnına girmek zorunda kalıyor.

3. İnsanların sağlıklı bir yaşam sürmelerini ve herkesin her yaşta refahını sağlamak: Yine 1990 yılına oranla çocuk ölümlerinde bir azalma olsa da halen günde 6 milyondan fazla çocuk beş yaşına kalmadan hayata gözlerini yumuyor. Sahra altı Afrika ve Güney Asya’da her beş, beş yaş altı çocuğun dördünün ölümü bu bölgelerde gerçekleşiyor.

Birleşmiş Milletler’in verilerine göre yeni HIV, yani Aids hastaları vakaları 2001’e göre yüzde 38 azalmış durumda. Ancak 2013 sonu itibariyle 35 milyon insan HIV virüsü ile yaşarken bunların 240 binini çocuklar oluşturuyor.

4. Herkesi kapsayan ve herkese eşit derecede kaliteli eğitim sağlamak ve herkese yaşam boyu eğitim imkânı tanımak: İlkokul çağında olmasına rağmen okula gidemeyen çocukların yüzde 50’sinin savaş bölgelerinde yaşadığı tahmin ediliyor. En yoksul ailelerin çocuklarının okula gitmeme ihtimali, en zengin ailelere oranla dört kat daha fazla.

5. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve kadınların ve kız çocuklarının toplumsal konumlarını güçlendirmek: Güney Asya’da yapılan çalışmalarla ilkokula kayıt olan kız ve erkek çocuklarının oranı 2012’de eşitlenmiş durumda. Buna karşın Sahra altı Afrika, Okyanusya ve Batı Asya bölgelerinde kız çocukları hem ilk hem de ortaokula girişte engellerle karşılaşıyor. Afrika’nın kuzeyinde ise bir cinsiyet eşitliğinden söz etmek tam anlamıyla mümkün değil. Kuzey Afrika’daki kadınlar tarım dışı istihdam verilerine göre ücretli işlerin sadece beşte birine sahip.

Temiz su ve temel sağlık hizmetleri ile önlenebilecek hastalıklar nedeniyle her gün ortalama 5 bin çocuk hayata gözlerini yumuyor.

6. Herkes için suya ve sağlıklamaya (halk sağlığını korumak ve hastalıkları önlemek için tasarlanan önlemler ile bunların uygulanması) erişimi ile suyun ve sağlıklamanın sürdürülebilir yönetimini garanti altına almak: 2015 yılı itibariyle dünya nüfusunun yüzde 91’i temiz suya erişme olanağı bulsa da, 2,5 milyar insan tuvalet gibi temel sağlıklama hizmetinden mahrum bulunuyor. Bu, çocuk ölümlerinin sayısını da arttırıyor. Temiz su ve temel sağlık hizmetleri ile önlenebilecek hastalıklar nedeniyle her gün ortalama 5 bin çocuk hayata gözlerini yumuyor.

7. Herkes için erişilebilir, güvenilir, sürdürülebilir ve modern enerji sağlamak: Dünyada elektriğe erişimi bulunmayan insanların sayısı 1,3 milyara ulaşmış durumda. 3 milyar kişi, mutfakta ve ısınma amacıyla odun, kömür, odun kömürü ve tezek kullanıyor. Yenilenebilir olmayan enerji üretimi sera etkisinin oluşumunda da kendini gösteriyor. Sera etkisi yapan gazların salımının yüzde 60’ı enerji üretimi sırasında ortaya çıkıyor. Dünyada yenilenebilir enerjinin enerji üretimindeki payı ise 2015 yılı itibariyle yüzde 15.

8. Sürdürülebilir ve kapsayıcı ekonomik kalkınmayı sağlamak, tam ve üretici istihdamı ve insan onuruna yakışır işleri sağlamak: 2016-2030 yılları arasında çalışma çağına girecek kişiler için 470 milyon yeni iş imkânı açılması gerekiyor. Sanayi üretimiyle uğraşan KOBİ’ler istihdamı en fazla arttıran kesim olurken, tüm işletmelerde yüzde 90’lık paya sahip olan KOBİ’ler istihdamın yüzde 50 ila 60’ını teşkil ediyor.

9. Dayanıklı altyapı inşa etmek, sürdürülebilir ve kapsayıcı sanayileşmeyi ve yeni buluşları teşvik etmek: İmalat sanayi, 2013 yılı verilerine göre 500 milyondan fazla insana iş olanağı sağlıyor. Bu sektördeki her bir yeni istihdam, diğer sektörlerde 2,2 kişilik istihdam oluşmasının yolunu açıyor. Gelişmekte olan ülkelerde tarım üretiminin yüzde 30’u işlenirken, yüksek gelire sahip olan ülkelerde bu oran yüzde 98.

10. Ülkelerin içinde ve aralarındaki eşitsizlikleri azaltmak: 1990 yılı baz alındığında son 20-25 yılda gelişmekte olan ülkelerde gelir adaletsizliği yüzde 11 yükselmiş durumda. Sosyal koruma önlemleri küresel anlamda artış gösterse de engellilerin sağlık harcamaları diğer kişilere göre ciddi bir problem olarak nitelendiriliyor.

11. Kentleri ve insan yerleşim yerlerini, herkesi kucaklayan, güvenli, güçlü ve sürdürülebilir hale getirmek: Günümüzde dünya nüfusunun yarısı, yani yaklaşık 3,5 milyar kişi şehirlerde yaşıyor. 2030’da bu oranın yüzde 60’a çıkması bekleniyor. Ancak buna karşın gecekondularda yaşayan insan sayısı ise 828 milyon.

Şehirler, dünya yüzölçümünün yüzde 2’sini kapsasa da enerji tüketiminin yüzde 60 ila 80’ini gerçekleştiriyor ve karbon emisyonunun da yüzde 75’inden sorumlu.

12. Sürdürülebilir tüketimi ve üretimi sağlamak: İsraf, Birleşmiş Milletler’in gündemindeki bir diğer konu. Resmi rakamlara göre her yıl 1,3 milyar ton gıda ziyan ediliyor. Kurum, 2050 yılına kadar dünya nüfusunun 9,6 milyara ulaşması durumunda mevcut yaşam şeklinin devam ettirilebilmesi için iki adet daha dünyaya ihtiyaç duyulacağına dikkat çekiyor.

13. İklim değişikliği ve etkileri ile mücadele için acil olarak adım atmak: 1990 yılında bu yana küresel karbondioksit salımı yüzde 50 artış gösterdi. Sanayi çağı öncesi döneme göre atmosferdeki karbondioksit ve metan gazı konsantrasyonu ise yüzde 40 yükselmiş durumda.

Son 10 yıllık üç dönem, dünya yüzeyinin 1850’den bu yana en sıcak olduğu dönemin yaşandığını gösteriyor. Kuzey yarımküre baz alındığındaysa veriler 1983-2012 yılları arasında son 1400 yılın en sıcak 30 yılı yaşandığını gösteriyor. Küresel sıcaklık ortalaması 1880’den bu yana ortalama 0,85 derece artış gösterirken önlem alınmaması durumunda 21. yüzyılda 3 derece daha yükseleceği öngörülüyor. Isınma ve buzulların erimesi ise 1901-2010 yılları arasında deniz seviyesinin 19 santim yükselmesine yol açtı.

Araştırmalar, önümüzdeki birkaç on yıl içindeki uygulamalarla hükümetlerin belirlediği 2 derece seviyesinde durmanın yüzde 66’dan yüksek bir ihtimal olduğunu gösteriyor. Ancak Birleşmiş Milletler’in raporlarında bu çalışmaların 2030 sonrasına ertelemenin önü alınamayacak problemlere yol açacağını da işaret ediyor.

14. Okyanusları, denizleri ve deniz kaynaklarını sürdürülebilir kalkınma için korumak ve sürdürülebilir şekilde kullanmak: Okyanuslarda belirlenmiş olan canlı türü sayısı 200 bin. Tahminler ise milyonlarca tür olduğu yönünde. Yine okyanuslar, insanlar tarafından üretilen karbondioksitin yüzde 30’unu emmesiyle küresel ısınmayı yavaşlatma görevi de üstleniyor. Deniz mahsulleri 3 milyar insanın ana besin kaynağı olmakla birlikte, okyanusların yüzde 40’ı insanların kirletme, balık türlerini ve kıyı yaşam alanlarını yok etmesi nedeniyle tehlike altında bulunuyor.

15. Karasal ekosistemleri korumak, restore etmek ve sürdürülebilir kullanımını sağlamak, ormanların sürdürülebilir kullanımını sağlamak, çölleşme ile mücadele etmek, toprakların verimlilik kaybını durdurmak ve geriye çevirmek, biyoçeşitlilik kaybını durdurmak: Araştırmalara göre dünya genelinde her yıl 13 milyon hektar ormanlık alan yok oluyor. Dünya üzerindeki bilinen canlı türlerinin yüzde 80’ine ev sahipliği yapan ormanlardan geçimini sağlayan insan sayısı ise yaklaşık 1,6 milyar. Gelişmekte olan ülkelerde kırsal kesimde yaşayanların yüzde 80’i ise tedavi için topladıkları otlardan faydalanıyor.

2,6 milyar insan yaşamını tarım aracılığıyla sürdürmekle birlikte dünya genelinde tarım için kullanılan toprakların yüzde 52’si orta ya da ileri derecede verimsizleşmiş durumda. Kuraklık ve çölleşme nedeniyle her yıl 12 milyon hektar (dakikada 23 hektar) alan tarım dışı kalıyor.

Yine Birleşmiş Milletler verilerine göre bilinen 8 bin 300 hayvan türünün yüzde 8’i yok olmuş durumda. Yüzde 22’si ise yok olma tehlikesi altında.

16. Sürdürülebilir kalkınma için barışçıl ve herkesi kucaklayan toplumları teşvik etmek, herkesin adalete erişimini sağlamak, her seviyede etkin, hesap verebilir ve kucaklayıcı kurumlar inşa etmek: 2014 yılı ortası verilerine göre dünya genelinde mülteci sayısı 13 milyona çıkmış durumda. Savaların etkilediği ülkelerde okulu bırakmak zorunda kalan çocukların sayısı 2011’de 28,5 milyona ulaştı. 2015 itibariyle bu sayının çok daha fazla olduğunu söylemek yanlış olmayacak.

17. Sürdürülebilir kalkınma için küresel ortaklığın uygulama araçlarını güçlendirmek ve küresel ortaklığı yeniden canlandırmak: Dünya genelinde resmi kalkınma yardımlarının miktarı 2014 yılında 135 milyar ABD doları seviyesinde bulunuyor. Kalkınmakta olan ülkelerin borç yüklerinde bir değişiklik yaşanmazken ihracat gelirlerinin yüzde 3’ü seviyesinde kaldı.

2015 itibariyle mobil telefon ağları dünya nüfusunun yüzde 95’ini kapsar hale geldi. İnternet kullanıcılarının oranı ise 2000 yılındaki yüzde 6’dan 2015’te yüzde 43’e yükseldi. Ancak buna karşın halen 4 milyardan fazla insan internet kullanmıyor. Bu insanların yüzde 90’ı gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.

Bu 17 ana başlık altındaki 169 maddenin tümüne ve açıklamalarına bu linkten ulaşabilirsiniz.